Eylem Arkadaşın, Zınar Arkadaşa Dair Kaleme Aldıkları

0

Nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Bir yoldaşım daha amacına ulaştı. Onun adına çok sevindim. Bu sürece cevap olduğunu gösterdi. Bu yoldaşları tanımanın insanda yarattığı duygu çok daha farklı. Ancak yaşayan bilir. Bir kere daha şuna inancım gelişti: İnsan yaşamında neyse eyleminde de odur. Yaşamında hesapsızdı, hiçbir şekilde haksız davranmazdı, doğru gördüğünü savunurdu: Eyleminde olduğu gibi! İlk duyduğumda, özüne denk bir eylem olmuş, dedim. Farklı bir şekilde olsaydı yüreğim yanardı. Beklentilerini biliyordum. Bir şahadet olacaksa o da ucuz olmamalıdır. Heval Zınar da o yoldaşlardan bir tanesiydi. Her şeyiyle kendisini bu halka adamış bir yoldaş! Sadece haksızlığa uğrayan bu halk için arayıştaydı. Bütün arayışı bu şekildeydi.

Ah be yoldaş, nasıl anlatayım seni? O kadar güzeldin ki, daha da güzelleştirdin kendini. Gözün açık gitmemişsindi. Güle oynaya gittiğini biliyorum. Ama yine de ben gözyaşlarımı tutamıyorum. Neden mi? Arkada kalmanın ne kadar zor olduğunu biliyorsun. Yüreklerde hep var olacaksın, onu da biliyorum. Ölümsüzleştirdin kendini. Hep parlayan bir yıldız olacaksın bu yoldaşların yüreğinde.

Yeni şervanlardaki ilk halin bugünkü gibi aklımda. Aslında o zaman o genç yaşına rağmen, bu farklılığınla hissettiriyordun kendini. Nasılda eleştirirdik seni, “behn fireh” olduğun için. Biz senin olaylara çok geniş yaklaşmana kızardık. Neden mi? Neye kızdığını bilmek için. Biliyor musun, şu anda olaylara geniş yaklaşmanı kendime esas alıyorum. Senden önce ben yapmak isterdim. Olmadı. Bazı işler öyle çok insanın istediği gibi gitmiyor.

23 Şubat: Bugün bir klip izledim. Klipte dört mumdan insan yapmışlardı. Bir tanesi yanan meşaleyi eline alıp koşuyor. Meşale elini yakıyor, el değiştiriyor. Bakıyor olacak gibi değil, meşaleyi kafasının üzerine yerleştiriyor ve koşmaya devam ediyor. Bu arada arkasında bir arkadaşı da onunla koşuyor. Meşale ondan beslendiği için bu mum erimeye başlıyor. Yavaş yavaş eriyor. Arkadaşı yer yer koşabilmesi için onu iterek koşmasına yardımcı olmaya çalışıyor. Bir zaman sonra eriyip bitiyor. Bu sefer meşaleyi yanındaki yoldaşı eline alıyor. Meşaleyi eline alarak arkadaşının bıraktığı yerden aynı şekilde devam ediyor koşmaya. Bilemiyorum, tesadüf mü? Belki de tesadüftür. Bu süreçte bana anlamlı geldi.

Sen de bedenini, bütün yaşamını aynı bu şekilde azar azar eritip koştun hedefine. Hedefe ulaştın yoldaş! Bize kalan, senin bıraktığın bayrağı alıp ilerletmek. Bu TC’nin yaptıklarına karşı ne yapılsa haktır. Gözyaşlarımı tutamıyorum. Bu, kesinlikle bu sana üzülmemden değil. Yapılanlara cevap olamamanın gözyaşları bunlar. Ama özlemiyorum desem de doğru olmaz.

24 Şubat: Her geçen gün canım daha çok sıkılıyor. Zaman geçiyor ama ben hala hazır değilim. Aslında kendi eksikliğimin bedelini ödüyorum. Geçen yıl deneseydim sonuç bu olmazdı. Yine de öyle çok çaresiz değiliz. Ama ne kadar etkili olacak, bilmiyorum. Hiçbir şey kolay gelişmiyor. Kendime söylediğim şu: Israr etmek ve istemekten vazgeçme! Olacağına inan, olacağına inan!

Ben de bugünlerde kendimi daha çok motive etmeye çalışıyorum. Beni motive edecek bir şeyler arıyorum. “Hayat dardır, doğru, ama umut da geniş.”(Goethe)
Bir kitapta umuda ilişkin bir hikaye okumuştum, onu anlatayım.

Hikayenin adı: Dört Mum.
Dört mum yavaşça yanıyordu. Ortam sessizdi ve konuşmaları duyuluyordu. İlk mum konuştu: ‘Ben Barışım! Hiç kimse benim yanık kalmamı istemiyor. Biliyorum ki söneceğim’, dedi. Kısa bir süre sonra alevi azaldı ve söndü. İkinci mum konuştu: ‘Ben inancım! Neredeyse herkes beni artık gerekli görmüyor. O nedenle artık bana gerek yok’, dedi ve konuşmasını bitirdi. Üçüncü mum konuştu: ‘Ben sevgiyim! Yanık kalmam için artık gücüm yok. Kendilerine en yakın olanı bile sevmeyi unuttular’, dedi. Alevi azaldı ve söndü.

Ansızın bir çocuk odaya girdi ve üç mumun yanmadığını gördü. “Neden yanmıyorsunuz, sizin sonuna kadar yanmanız gerekir”, dedi ve ağlamaya başladı.

Dördüncü mum çocuğa döndü ve ‘korkma, ben hala yanıyorum. Diğer mumları yeniden yakabiliriz, ben umudum’, dedi. Parlayan gözlerle çocukumut adlı mumu aldı ve diğer mumları tekrar yaktı.

Önderliğin dediği gibi, “Umut zaferden daha değerlidir.”
Zınar arkadaş, dördüncü mum oldu.

27 Şubat: Zaman hiçbir şekilde beklemiyor. Ya bu süreçte bir şeyler yapacaksın ya da lanetleneceksin! Bunu da asla kabul etmem. Bazı anlar vardır, çok hayatidir. Belki yaşam sadece o anlarla sınırlı değildir. Yaşamın içinde anlar çoktur. Ama bazı anlar vardır ki, insan için anlamı farklıdır. Biz de o zamandan geçiyoruz. Bu süreçte bir şeyler yaptıysak çok önemli. Eğer kırılma yaşarsak kendimizi toparlayamayız. Öylesi bir zaman dilimi içindeyiz ki, bireysel olarak ne yapsak da yetmiyor. Herkes elini taşın altına koyarsa sorun kendiliğinden çözülecektir. Neden buna inanılmıyor? İnsanda yürek, vicdan olur. Başka insanlar öldürülüyor. Bir annenin dediği gerçeğin ta kendisidir: “Biz kahvaltı isek, siz de öğle yemeklerisiniz.” Bugün onlar, yarın sırada ben varım diye düşünmeli. UNUTMAYALIM.

2 Mart: Bir ay daha geçti ve hala beklemek zorundayım. Ben değil miydim ucuz olmamalı diyen? Evet, bunu diyen benim, buna da yürekten inanıyorum. Yaşatılanlara baktığımda, cevap vermek gerekiyor. Cevap, cevap, başka da bir şey değil! Çığlıklar duyulmuyor. Vicdanlar bu kadar mı sağırlaştırılmış! Başkalarına bir şey deme hakkım yok. Şehit Şervan arkadaşın dediği gibi, “Her şeyde bir hayır vardır.”

İstanbul’da bugün hava yağmurlu. Bilmiyorum nedendir, ama yağmuru seviyorum. İçime bir huzur veriyor. Derler ki berekettir. Sabrın sonu selamettir. Bakalım, ne kadar bu şekildedir, göreceğiz. Gerçi bunu Zınar arkadaşta gördüm. Sabretti ve sonunda istemine ulaştı. İlginç bir şekilde kendime ve yürütülen çalışmamıza ilişkin de hiçbir şey hissetmiyorum: Olumlu da, olumsuz da. İçimde olumsuz anlamda hiçbir şey yok. Derinde bir huzur var. Bu da beni rahatsız ediyor. Nedenini belirteyim: Her şeyi oluruna bırakmaktan korkuyorum.
Hayır, bu olmayacak! Buna izin vermeyeceğim!

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.