Sen Kendini Anlat: Sakine Cansız-I

0

Haskar Kırmızıgül

Sakine Cansız hakkında çok şey yazıldı, söylendi. PKK’nin ilk kuruluş kongresine katılan iki kadından biri olduğu anlatıldı. Diyarbakır 12 Nolu Askeri Cezaevi’nde ‘gestapo’ diye adlandırılan Esat Oktay Yıldıran’ın yüzüne tükürecek kadar cesur bir kadın olarak hafızalarda kaldı. PKK’de sadece şehit resimlerinin duvara asılması bir gelenek olduğu halde, cezaevinde iken Kürt halk önderi Öcalan’ın odasının duvarında O’nun resmi olduğu anlatıldı. Sara 55 yıllık ömrünün 38 yılını PKK ile geçirdi. Bu zaman diliminin 11 yılı Elazığ, Amed, Malatya, Amasya ve Çanakkale’de demir parmaklıklar ardında geçti.

Destanın giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinde hep o vardır. Sara’nın yaşamı kadının ‘yazılmayı bekleyen özgürlük tarihini’nin taslağıdır. Kürt kadın hareketinin tarihinin dönüm noktalarına bakarsanız eğer Sara’dan bir iz bulursunuz. Sara devrimin O’nu çağırmasını beklemeden, devrime koşan bir kadındı. Bir yandan ailesinin çevresinin nişanlı bir kızdan beklentileri, diğer yandan birkaç kez konuşma fırsatı bulduğu devrimcilerin vaad ettikleri özgür yaşam. Bu kaos döneminde o tüm olasılıklar içinden özgürlüğü seçti.

Dersim’den yola çıkıp Apocuların izini sürmesi tam da bu nedenledir. Sara’nın kendini yarattığı bu an, Bingöl ve Elazığ’da yürüttüğü grup dönemi faaliyetleri ile başka kadınların yaratılış anlarına dönüştü. Şimdi bir hakikat olan ‘kadın devrimi’ o zamanlar bir ütopya idi. Sara bu hakikatin ilk yolcusuydu. PKK’nin kuruluş kongresine kadının özgün örgütlenmesi için bir program hazırlama fikriyle gitmişti. ‘Düşman kadınlar koğuşundan bir tek itirafçı bile çıkaramayacak’ sözünü çiğnetmemek için dervişane bir sabır sergiledi. Sabrının kaynağı aydınlık-karanlık, iyilik–kötülük, esaret- özgürlük ikileminin kıyasıya kavgaya tutuştuğu zindanda aydınlık, iyilik ve özgürlüğe taraf oldu. Kürdün varlık savaşının ilk zorlu sınavı olan Diyarbakır zindanında PKK’nin direnişine halel getirmedi. Kürt kadınlarının ordulaşma deneyimine tanıklık hatta öncülük etti. 1992 yılında kadınlar; askeri bir kampa ilk kez bir kadının koordinatör olarak atanmasını, onu karşılamak için yapılan askeri törende bir erkek gerillanın tekmil vermesinin gururunu Sara sayesinde yaşadı. Kadınların özgün örgütlenmesi YAJK’ın ilk kongresine katılan 300 kadından biriydi Sara. Toplu çekilen resimlerin, kameraya alınmış tarihi anların içinde Sara’yı ışıktan bir nehir yatağı olan gözlerinden tanırsınız. Kadının her türlü erke karşı verdiği varlık savaşında tereddütsüz, ama’sız katılan bir sıra neferidir. Kadın partileşmesi ve konfederal sistemi oluşumunda inşa görevlerini aşkla yerine getirendir. Bunun heyecanını hiç kimse ve hiçbir şey Sara’nın öyle anlarda pembeleşen yanaklarından güzel anlatamaz. Sara’nın kadın devrimine inancını bir kadının hakikat yolculuğundan döndüğünü duyduğunda gözlerine dolan yaşlardan daha iyi hiç kimse ve hiçbir şey anlatamaz. Cesaretinin sınanmasına hiç ihtiyacı yoktu Sara’nın. Bunu isteyenler ya gafildir ya da tarihin öğreticiliğinden nasibini almamış cahillerdir. Geçmişten kalan bir efsane değil ‘an’ın gereğine cevap veren bir devrimci idi Sara. İşte bu yüzden hep cesurdu. Avrupa’da PKK yöneticilerine yönelik baskınlar sırasında elinde çantası tek başına gezerken, bulunduğu bir eğitim kampı basıldığında gelen beyefendilere izahat etmeyip hesap sorarken, Almanya’nın tıpkı bugünkü gibi tutukladığı bir PKK kadrosu olarak çıktığında yine işine kaldığı yerden devam ederken…

İnanç, sabır, gözüpeklik, aşk, cesaret, fedakarlık ve öngörü ile oluşan bu ruhsal kimlik dışta Sara’yı bir gerilla komutanı, bir ajitatör, bazen bir diplomat, siyasetçi, gazeteci, toplumsal ve kültürel devrimin öncüsü yaptı. Hangi kimliğine bakarsanız bakın yapıtaşının, biçime form kazandıranın Sara’nın devrimciliği olduğunu görürsünüz.

‘Sara’ herkesin kavgasına yüklediği bir anlamın karşılığıdır. Yaşarken de kalleşçe vurulduktan sonra da aurası sizi çeken bir kadındır. Sara’yı anlatmak için ne yazarsanız yazın yine de kelimeleriniz evrende bir toz zerreciğidir. Duygu ve düşünceler ırmağın denize döküldüğü yer gibi birleşiktir. Ama siz hep kuraksınızdır. Böyle hissettirdi hep bana ve herkese… Neden diye sordum, neden yetmiyorum, yetmiyoruz? Sorunun cevabını ondan öğrendim.

“Hep Kavgaydı Yaşamım” adlı üç ciltlik kitabında isyan kokan “Başkaları bende kendisini anlatıyor” sözlerini okuyunca O’nu kendi sözleriyle anlatmanın daha doğru olacağına inandım. Çünkü o artık ‘silueti perdeye yansıyan bir ‘Sara kadın’ değil değil perdesiz ve başkalarının kendini seyredecekleri şekilde tek kişilik bir oyun oynamak niyetindeydi.

Hep Kavgaydı Yaşamım adlı üç ciltlik kitaba böyle başlıyor: Öcalan’ın önüne koyduğu bu görevi kabullenmesi zor geliyor. Kavganın dışına atılmışlık hissi ağır basıyor. Günlerce süren çelişkilerin sonunda Ocak 1996’da Zap vadisinde aldığı bu kararın anlamı ve kutsallığını zamanın kendisine gizlediği bir bilgelik olduğundan habersiz yazmaya başlıyor. Bu bilgelik bana kişiyi en güzel kendi kelimelerinin anlatacağını söylüyor. Bu yazı olsa olsa onun kelimelerinin gölgesinde alınmış bir derin nefestir. “Zaman çok iyi açığçaıkarıcıdır ve ben zamana hep inandım” diyor.

Sara’nın erkek zihniyetini, kavgayı, yoldaşlığı, geleneksel kadınlığı, Önderlik gerçeğini, toplumu, düşmanı tanımlama biçimi kendi zamanın ilerisindeydi. Kendi zamanının geleceğine hep inandı, acı çekti, sabırlı davrandı, sorguladı ama kendi zamanının geleceğine inandı. Şimdi Sara’nın zamanındayız. KJB Koordinasyonun 13 Ocak 2013 tarihli genelgesinde şunlar yazılıdır.

“Sakine Cansız-Sara çizgisi direniş ve mücadele çizgisidir. Hiçbir biçimde pes etmeme, boyun eğmeme, inadına direnişi yükseltme çizgisidir. 

Acıyı güce, acıyı direnişe, acıyı mücadeleye, acıyı zafere dönüştürme çizgisidir. Sara çizgisi direnişle zafere ulaşma çizgisidir. Sara çizgisi ‘direnmek yaşamaktır’ felsefesini yaşam tarzı ve kimlik haline getiren özgürlük çizgisidir.”

Anlatılacak o kadar çok şey var ki ona dair… Yaşamın ikilemli oluşu, çelişkili görünen kavramların bütünün bir parçası olduğunu ve ancak kaos ve kriz dönemlerinden çıkışı gerçekleştirenlerin yaratılış anlarında saklı özgürlüğü elde ettiğini söyleriz. Sara’nın kavgaya giriş biçimi bu teorinin şekle şemale bürünmesidir bir bakıma. Dersim’den yola çıkıp Ankara’ya Apocuları aramaya gidişini anlatırken şöyle der.

“Çatışmalar, çelişkiler, imkansız görülen şeylerin tümü kendi zayıflıklarım, çaresizliğim, korkularım, bilinçsizliğim hepsi, hepsi vardı. Ve ben bunlara ragmen bunların içinde bir güven, bir cesaret, bir umut kıvılcımı yakalamış gidiyordum.”

 

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.