Sen Kendini Anlat: Sakine Cansız-II

0

Haskar KırmızıGül

Sara Kürt özgürlük mücadelesiyle tanıştığı günden bu yana yılmaz bir Apocudur. PKK’yi O’nu yaratan değerlerden soyut ele alanların yaratmak istedikleri zihin bulanıklığı Sara’nın düşünsel akışkanlığını asla durduramamıştır. Yaşamı kadın aklıyla sorguladığı için mümin değil militan olmuştur. PKK’de yaratılan değerleri (şehitler, halk ve Önderlik) birbirinden kopuk ele alanların tavrı eğer gafillikten ibaretse sabırla iknaya koyulmuş, saatlerce konuşmuş, eğer bilinçli ise ‘affetmek’ sözcüğünü lügatından kaldırarak öfkeyle karşı koymuştur. Öcalan’la yoldaşlığının sınırlarını bilmek isteyenler; katliamdan sonra Öcalan’ın ‘ha beni vurmuşlar ha Sara’yı’ sözünün peşine düşsün. O’nun hayatı sorgulama biçimi ve acıyla sınanan hakikatinden kendi zavallılığına paye biçmek isteyenlere biz değil Sara’nın kendisi cevap veriyor.

“İşte Önderlik gerçeğimiz budur. Ve bizde yaşamın anlamı, yaşamın diyalektiği tıpkı böyle gelişti, böyle devam ediyor. Bu yüzdendir ki, her an yaşamın gerçekliği içinde eriyerek bu gerçeğin dili ve eylemi olanlar ne dün kadar geçmişte kalmayı, ne de yarın kadar uzaklığı hissettirdiler. Yaşamın en merkezinde ve zamanın her anına suyun helezonik dalgaları gibi büyüyerek yayılan bir özellikte oldular.”

Sara Kürt kadınlarının ideolojik, düşünsel, örgütsel, askeri ve siyasal alanlarda yürüttüğü varlık mücadelesinin mayasıdır. Ve bu maya tutmuştur. PKK’nin ilk kongresine “kadının özgün örgütlenmesi olabilir mi?” Fikriyle giden ve ilk grup örgütlenmesinde kadınların bu kadar çok yer almasında Sakine Cansız’ın Dersim ve Elazığ’da yürüttüğü faaliyetlerin önemli bir payı vardır. Başlangıçta tarihin temel sapmasını görebilmek ve bu öngörünün rotasındaki inatçı, tutarlı ilerleyiş sadece Sara’yı bir efsane yapmamış, Kürt kadınlarını küllenen Kürt ateşinin kıvılcımları haline getirmiştir.

“Ben boşuna kadın özgürlük yürüyüşünü başlatmadım. Başlangıçta fazla iddialı değildi. Ama Sakine’ nin yazdığı gibi kadın noktasıyla işe başlamak hayli önemli idi. Ama çok çelişkili başlangıcı düşünün bir de bugünü düşünün.”

Sakine Cansız jineolojinin eğildiği alanlardan biri olan etik ve estetiğin somutlaşmasıdır bir bakıma. Önce zindanın, sonrasında dağların çetin koşullarında eğilmezliği, dik duruşuna da yansıyan, her adımından zarafet akan, ruh ve beden bütünlüğünü yitirmeyen, hisleri sözünden önce gözlerine yansıyan bir kadındır. Öz ve biçimin ahengidir. O’nu tanıyan herkes koşullar ne olursa olsun hep spor yaptığını bilir. Karlar altındaki bir vadide günün nöbetçisi, mutfakçısı, subayından başka uyanık olan dördüncü kişi hep odur. Avrupa’da da durum aynıdır. Kaldığı evlerin kapısını usulca çekip dışarı çıkar, ev sahibine ise o dönene kadar yüreği ağzında beklemek düşer. Yediği meyvelerin kabuğunu sürekli yüzüne sürmesine mi, hepimize bıraktırmaya çalıştığı sigaraya öfkesine mi hiç bitmeyen yaşam enerjisine mi borçluyduk bilemeyiz ama yanakları al aldır her zaman. Gözlerindeki ifadenin dalgalı bir denize benzemesinin nedenini ise kendisinden dinleyelim.

“Duydugŭm her sȩy yüz ifademe, gözlerime, sesime yansırdı. Beni ele veren belirgin bir yanımdı bu. O yüzden herkes “ne oldu?” sorusunu çok kolay sorardı bana. Ya da tersi olurdu, karsı̧daki kendinde olanı, düsü̧ncelerini söylerdi, çünkü ben o an çok hassas olurdum, karsı̧dakinin yasa̧dıklarını hissederdim.”

Jineolojinin çıkış gerekçelerinden birinin mülkiyet ilişkilerine indirgenmiş sevgi anlayı- şını aşabilmek olduğunu söylüyoruz. Sakine Cansız da birer toplumsal inşa olan kadınlık ve erkekliğin sevgiye nasıl nüfuz ettiğini sorguladı. Sevginin mülkiyetle eşdeğer olmadığı öngörüsüne sahip… Bu arayışlar Jineolojinin geliştirmeye çalıştığı özgür eş yaşam felsefesinde bir esin kaynağı olarak önümüzde duruyor.

“Sevgi sözle gelişmez, sevginin kendisi sözdür, sevginin kendisi en güzel karardır. Onu ille de bir şeyļerin denetimine koymak ne kadar gerçekçidir? Sevgiyi bazı davranısļaŗa hapsetmek, onu köleleştirmekti. Bunu hissettigĭm her an, devrimci onurumdan, kadınlıgı̆m̆dan bir sȩyļer kaybettiğim ve acı duyduğum an olmuştu.”

Jineolojinin amaçlarından biri de devletçi sistemin insafına bırakılmış olan politikadır. Yeni bir sosyal bilim olma iddiasını eğildiği tüm alanlarda kadının politikasını geliştirmeye bağlıyor. O zaman nasıl bir politik duruş, sorusu akıllara gelebiliyor. Bu soruyu Sara da kendisine sormuş vaktinde. Jineoloji henüz kendine bir isim bulamamışken, bu yoldaki macerasını yaşıyor iken.

“İnsanın yaşam, kavga enerjisi politikaya ustaca kilitlenmedi mi o alanda doğru hedeflere yöneltilmedi mi, duygulara kapılma, enerjiyi oraya yöneltme, her şeye biraz o atmosferden bakma durumu gerçekleşir ki bu noktada siyasetin ateşi yakar geçer, aman tanımaz. Gücün, enerjin çılgınca da aksa; siyasetin, onun örgütlenişinin, savaşının  yörüngesinde sağlam bir yer bulmamışsa ,oradan oraya dolanır durursun.”

Sara’nın son yıllarını bilenler O’nun bu arı gerçekliğe ulaştığına tanıktır. Ne zaman geldiği, ne yaptığından öte yoldaşlığıyla ilgilenirdi kişinin. Gözlerinden ruhunu çekip çıkarırcasına bakardı. Sana baktığında ruhunu bir elin okşadığını, yaralarına birinin dokunduğunu hissederdin. Saatlerce konuşabilir, anlatabilir ama öğretmenin diğer biçimi olan dinlemeyi unutmazdı. Hoyratlığa varan eleştiriler ve imalara verdiği tek cevap; kendini bilenlerin erdemi olan affetmek idi. Bahsettiği arı gerçekliğin içinde bunlar vardı. Bilgelik ve ondan doğan sabır, sınırsız sevgi…

“Dönüp ‘bir dolu ömür’ olan koca yıllara baktıgı̆mda, yeniden yaşanılması ve anılası kadar çok sȩy var ki! Parça parça kopup en sıradan, en uzak yanlarına kadar inmek, sonra da her kesitinde derin soluklanarak, yalın bir muhase- beyle büyük, arı gerçekligĕulasm̧ak çok güzel bir olaydır.”

Sara’nın yaşam grafiğindeki iniş çıkışları inceleyenler göreceklerdir ki onu tanrıçalık mertebesine yükselten ve onun için hayatı katlanılmaz kılan nedenlerin ardında hep aynı kavramlar vardır. Başta geleni O’nun taparcasına sevdiği ve kitabına adını verdiği kavgadır. Öyle şey olur mu diyenlere; zamana, mekana ve toplumsal gerçekliğe teslim olmayıp düşlerine sadakatini yitirmeyen Sara’nın 1974 yılından katledildiği 2013 tarihine kadar bu kavganın öndeki neferi olduğunu söylemek yeterli olur sanırsam. Sara’nın biricik aşkı kavga idi. Kavga ‘xwebun’ olma yolunda ilerlerken eğilip su içtiği bir kaniydi. Kitabının sonsözünde şöyle yazılıdır.

“Hiçbir devrim, kendi içinde tek tek insanda bu kadar uzun süreli, sancılı ama başarılı devrimler gerçekleştirmemiştir. İşte zaferin garantisi buradadır. Sosyalizmin insanlaştırılması, her canlı hücrede somutlaştırılması çabası, emeği ve sabrı bu yüce kavgada billurlaşmaktadır. Bu nedenle kavgamız yaman, çekici ve birleştiricidir. Ben bu kavgaya aşığım.”

Hikayesi kavgadan ibaret olan bir kadının ölümü alacakları ve verecekleri konusunda hayatla hesabını kapadıktan sonra, huzurlu yatağında karşılayacağını zaten düşünülemez. Ama kavga yiğitçe olsun istenir. Yiğitçe olsaydı ölümle her yüzyüze gelişinde O’na meydan okuyan Sara kazanırdı yine. Çünkü cesaret, fedakarlık, onur ve direniş gibi erdemleri kuşanıp girdiği her kavgadan yüzünün akıyla çıkan Sara; herkesi ölümsüzlüğüne inandırdı. 24 Haziran 2010’ta günlüğünde “yaşamı iliklerine kadar hissetmektir. Yaşamı çoğaltan bütün duygu ve bilgi güzelliğiyle yaşama emek veren bir sevgiselidir. Sonsuz sınırsız bu akıştan hep soluklanmak yaşam büyüklüğünün kendisidir” diye tanımladığı özgürlüğe inandırdığı, esas ölümün özgürlüksüz yaşamak olduğuna inandırdığı gibi.

Sara “tüm zamanları şimdiden yaşamak, hiçbirşeyi zamanlara bırakmadan özelliği özgünlüğü içinde kucaklamak önemlidir” diyordu. Bu yüzden zamanda, mekanda koca bir boşluk vardır. Özgürlüğün sınırsız akışında bir yavaşlama…

Kadın devrimine inananlar o boşluğu doldurabilir, akışı hızlandırabilir. Artık O’nun devrime katıldığı ilk yıllardaki ütopya artık hakikatin ta kendisi… Sara’nın komuta ettiği kadınlar öyle çoğaldı ki Kürdistan’ın her parçasında kadın taburları halinde örgütlenen öz savunma örgütleri var. İsmini alan binlerce kadın savaşçı… O’nun kurduğu komiteler şimdi kadın konfederalizmi olarak adlandırdığımız der- yada bir su damlası. Artık devrimin adı kadın…

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.