Bir Kadın Nasıl Yaşarın Cevabı: Gubetelli Ersöz

0

Viyan Amed

Özgür düşüncenin yok sayıldığı bir ülkede gerçekleri konuşanlar devlet ehli tarafından pek sevilmez hele ki gerçekleri dile getiren bir kadın ise erkek aklıyla yoğrulmuş devlet tamamen düşman beller.

Böylesi bir ülkede direnme çabası içeirisinde olan Şehit Gurbetelli Ersöz’ün hayatına yer vereceğiz.

Gurbetelli Ersöz, 11 Temmuz 1965 günü Elazığ’ın Palu ilçesine bağlı Ziver  köyünde dünyaya gelir.

Şehit Gurbetelli’nin isminin hikayesi, hayatı boyunca yaşayacağı ‘gurbette yaşama’ durumunun da ilk nüvesi gibidir. Doğumunda babası Almanya’da işçi olarak çalışmaktadır ve işte Gurbetelli’nin ismi bundan esinlenerek konulur.

İlkokul üçüncü sınıfa giderken, çevresindeki insanlarla arasında bir fark olduğunu anlar: ‘Dil’

Şehit Gurbetelli, konuşmasının arasına serpiştirdiği Kürtçe kelimelerin arkadaş ve öğretmenleri tarafından anlaşılmamasına şaşırır. Ve neden, niçinler yavaş yavaş oluşmaya başlar kafasında. Bunu aşmak için durmaksızın okumaya başlar:

“Durmadan okumaya başladım, okudum, okudum, okudum, yoruldukça radyo dinledim. lyı Türkçe okumayı, yazmayı, konuşmayı öğrendim sonunda.”

Çocukluğundan beri inatçılığıyla bilinen Gurbetelli, henüz ilkokulda Kuran’ı hatim eder ancak ortaokula geldiğinde “Okuduklarımı anlamıyorum” diyerek bırakır.

Öğrenim hayatı boyunca sosyal dersleri daha çok sevdiğini ancak hep fen bilgisi dallarında eğitim aldığını söyleyen Şehit Gurbetelli’nin bu durumu üniversitede de devam eder.

Basın-yayın, hukuk ya da siyasal okumayı isterken kendini Çukurova Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü’nde bulur.

Gurbetelli her zaman sorgulayan, anlam vermek isteyen bir kişiliğe sahip olduğu kadar insancıl yanı ölmeyenlerdendir. Halepçe ve Çernobil hakkında dile getirdikleri bir kez daha anlatıyor bize ne kadar insan seven olduğunu.

“Çernobil ve Halepçe benim hayatımın dönüm noktası. Bu iki olayla en çok ilgilenmesi gereken kimyacılar beni çok şaşırttı, kendime ‘ben neyim’, ‘ne yapacağım’ diye sık sık sormaya başladım.”

Daha öncesinde de Çukurova Üniversitesi Kimya’da asistandı. Çernobil ve Halepçe tam da söylediği gibi, hakikaten hayatının dönüm noktası; hapishane, gazetecilik, tekrar hapishane, tekrar gazetecilik ve sonrasında dağlar…

Direniş ve mücadele ile geçen bir yaşam öyküsü Gurbetelli’ninki. Yüksek lisans yaptığı sırada bir yandan da 3 yıl boyunca kimya bölümünde araştırma görevlisi olarak çalışan Gurbetelli’nin mücadeleyle tanışması ilkin ‘Hedef’ dergisi çevresinde olur.

Çocukluğu doğduğu köyde değil Adana’da geçen Gurbetelli, devrimciliğe ve mücadeleye genç bir kadınken adım atar.

Bu sırada gazetecilik de yapmaya başlayan Gurbetelli, 10 Aralık 1990’da faşist Türk devleti tarafından gözaltına alınır. 15 gün boyunca sorguda kalan Gurbetelli, ağır işkencelere maruz bırakılır. Tutuklanıp Meletî Cezaevi’ne gönderilen Gurbetelli, 2 yıl tutuklu kalır.

Şehit Gurbetelli mücadele de geçen her günün de biraz daha direngenleşir ve mücadeleye dört eller sarılır.

Zindan’dan çıktıktan gazeteciliğe daha bir sıkı bağlanır ve 26 Nisan 1993’te “Gerçekler Karanlıkta Kalmayacak” sloganıyla Özgür Gündem gazetesinin genel yayın yönetimi olarak mücadelesine devam eder. Faşist bir develtin etkisi altında olan topraklarda kadın bir gazeteci olarak tek bir adım geri atmazken her geçen gün mücadelesini bir adım daha ileriye götürür.

Türkiyenin ilk kadın genel yayın yönetimi oalrakta tarihe geçer Gurbetelli Esöz. Gurbetelli gazeteyi şöyle yorumlar:  “Özgür Gündem aykırı bir gazete, biz sorunlara farklı bakmaya çalıştık, bu cesaret istiyor. Mükemmel demiyorum, ama farklılığı kaba da olsa yakaladık, Kürt gazetesi olarak nitelendirildik. Kürt sorunu yok dendi, biz, ‘bu bir gerçeklik’ dedik, şimdı basın da ‘Kürt sorunu var’ diyor.”

Tabii ki gerçekleri karanlıka bırakmayan bir gazete olarak Özgür Gündem’in üzerindeki faşizan saldırılar eksilmeden devam eder, muhabirlerinin, dağıtımcılarının öldürüldüğü, tutuklandığı Özgür Gündem, bu nefret politikasından bir kez daha nasibini alır. 10 Aralık 1993’te Dünya İnsan Hakları Günü’nde yüzlerce faşist polis tarafından basılır. Diğer gazete çalışanlarıyla birlikte gözaltına alınan Gurbetelli, 13 günlük gözaltı süresinin ardından tutuklanır. İlk gözaltında yaşadığı işkenceler burada da tekrarlanır. Kaba dayak atılır, saçlarından koridorlarda, merdivenlerde sürüklenir…

Sağmalcılar Cezaevi’ne gönderilen Gurbetelli, Haziran 1994’teki ilk duruşmada tahliye edilir, tahliyesinin ardından gazetecilik faaliyetlerini bir müddet daha sürdürür.

Gurbetelli Kürt Kadının Mücadelesinin Zaferidir

Şehit Gurbetelli, ülkenin ilk kadın genel yayın yönetmeni olma özelliğine sahip olmasını Kürt kadın mücadelesinin bir zaferi olarak nitelendiriyor:

“Tabii ki, bir Kürt kadının genel yayın yönetmeni olması çok önemli, son yıllarda Kürt kadını erkekten çok daha fazla mesafe katetti. Benim bugün geldiğim yer de, kendi özel gayretimin yanı sıra bununla bağlantılı.”

Şehirler dar gelir

Şehirler artık dar gelir Gurbetelli’nin mücadelesi şehirlere sığmayacak kadar büyümüştür. Şehirlerin ışıkları karanlığa boğarken sokaklar, kan kokusu yayılırken dar sokaklarda mücadelenin büyümeden devam edemiyeceğini anlayan Gurbetelli, yönünü özgür dağlara verir.

Mücadele yaşamında yeni bir adım atan Gurbetelli, şehirlerin kalabalık yalnızlığında, dağların sakin huzuruna bırakır kendini. Mücadelenin anlamlı olduğu, yaşamın yeni bir boyut kazandığı dağları kendilerine mesken seçen Gurbetelli, 8 Ekim 1997’de Başurê Kürdistan’da girdiği bir çatışamada işbilrikçi KDP tarafından şehit düşürülür.

Gurbetelli’nin günlükleri şehit düşmesinin ardından ‘Yüreğimi Dağlara Nakşettim’ adıyla kitaplaştırıldı. Ferda Çetin, kitabın önsözünde tam da Gurbetelli’nin bunları itip, kendi yoluna akışına işaret eder:

‘’Bir kadının özlemleri nelerdir? Ne yapmak ister? Nasıl yaşar? Nasıl özgürleşir? Gurbetelli Ersöz bu soruların yanıtıdır.’’

Özgür bir basın geleneği yaratma yolunda bilhassa kadınlar için öncü olan Gurbetelli’nin ardılları şimdi gerçekler karanlık kalmasın diye baskılara rağmen koruyor onun emaneti kalemi.

Ve Gurbetelli’nin günlüğüne düştüğü son satırlar kararlılığın ifadesi, arkasına bıraktığı ‘hoşçakal’ olur: Özgür yaşam ortamını yaratmada benim de kanım, canım olmalı.”

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.